ZULMÜN TUTSAĞI ZEYNEP(S.A)


Hicretin 6. yılında Cemadiyel evvelin 5. günü Medine de asil ve cefalı bir ailede dünyaya geldin. Sana bu güzel ismi deden Hz. Muhammed (s.a.a.) iki cihan serveri vermişti. Cennette bir ırmaktı Zeynep. Adın gibi, o tertemiz, pak yüreğinle sürekli bir yerden bir yere doğru yol olan hak yolu, İslâmiyet'i yaymaya çalışıyordun.

Öyle bir özellik vardı ki sende; yorulmak bilmez bir irade ve azme sahiptin. Senin kişiliğine göre; sorumluluk bilincini taşıyan kadın - erkek herkes, şartlar ne olursa olsun elinden alınan hakkını geri almak için sürekli mücadele etmeliydi. Asla ideallerinden, doğrularından taviz vermemenin, ideallerini her koşulda savunmanın adıydı, Zeynep. Bazı zamanlar öyle bir kişiydin ki; gözyaşları hiç dinmeyen, bağrı yanık, sürekli karalara bürünen yaslı bir Zeynep'tin.

Ne cefalar çekmedin ki sen ya Zeynep! Anneni karnındaki Muhsin ile birlikte nasıl da kapı arkasında koydular! Velilerin anasına nasıl da kıydılar! Sen yinede zalimlere karşı hep dimdik ayaktaydın, yıkılmadın. Namazda tek kol ile kunut tutan anan Zehra (s.a.)'nın hep yanındaydın. Onunla birlikte sende cefa çekerdin.

Ya baban Ali (a.s.)'ın camide kılıç darbesi alması! Sanki o derin yarayı sen almıştın. Ama susmak, içine gömmek zorunda kaldın, bu derin yaraları. Yine de öyle bir Zeynep'tin ki; sen konuşunca baban Ali (a.s.) konuşuyor zannediyorlardı. Onun sözü senin sözündü.

Ağabeyin Hasan El-Müçteba'nın İslâm uğruna zehirlenerek parçalanan o mübarek ciğerleri, seni nasılda derinden sarsmıştı. Sanki onunla birlikte senin de ciğeri parçalanmıştı. Yaşadığın onca acılar hançer gibi saplanıyordu yüreğine. Yılmadan, Allah'tan hep sabır ihsan etmesini diledin.

Ya Ağabeyin Hüseyin! Ne o sensiz, ne de sen onsuz bir yere gitmezdiniz. Birbirlerinizden biran olsun ayrılmazdınız. Sen uyuyunca sana gölgelik eder, yüzüne güneşin düşmesini engellerdi. Uyanana dek başında beklerdi. Amcanın oğlu ile evlendiğinde bile kardeşin Hüseyinsiz geçen her gün ağlardın. Hüseyin'den ayrılmak, en büyük en zor ayrılıktı senin için. Onun gül misali başını, o nurlu başını bir an görmeden duramazdın.

Kerbela; belalı yer. Hayatının en zor anlarını geçirdiğin yerdi. Susuzluktan boğazı kuruyan yeğenin Rugayye, susuzluğunu unutup, ağlayarak çarşafına sarılarak şöyle haykırıyordu: "Hâla babam niye bizi bırakıp ta gitti?" Kardeşinin emaneti, baba özlemiyle yanıp tutuşurken, sen belli ettirmeden gözyaşlarını içine akıtıyordun. "Baban geri gelecek." Diyordun.

Diyordun ama görüyordun ki Huseyn darbe üstüne darbe alıyordu. Sanki her kılıç darbesi sana iniyordu. Ve olan oldu. Senin o bakmaya doyamadığın başı, Kerbela'nın kızgın kumlarında, mızraklar üstüne aldılar. Telli Zeynebiye'den bir ses yükseliyordu. "Gardaş Huseyn" Kerbela titriyordu bu sese, yer gök sarsılıyordu. Fırat suyu bulanık akıyordu. Başsız bedene sarılıp "Kül olsun bu dünyanın başına ki sana kıydı." Diye haykırıyordun.

Oğullarının ikisini de bu uğurda şehit verdin. Ama biliyordun, her bir şehit Allah'ın dininin yayılması içindi. Lanet yezit tarafından Kerbela'dan Şam'a esir götürüldün. Ey Zeynep, yezit sarayında cellâdın gölgesinde ellerinde zincirler olmasına rağmen, bir an bile yezide biat etmeyen ağabeyin Hüseyin gibi sende, ölüm korkusuna kapılmadın. Bunca şehitlerin amacı heder olup gitmemeliydi. Yorgun ve bitap düşmüş vücudunun ağrılarına aldırmadan, tüm gerçekleri haykırıyordun. Öyle bir haykırıştı ki bu, herkes irkilmişti bu sese.

Sen Ey Zeynep, yezidin elinden kurumakta olan İslâm ağacını alıp, yeşertip yarınlara, bizlere sundun. Sizlerin zamanında nasıl bunca şehit verilmişse, bizler de Kerbela şehitlerinden sonra bu uğurda sayısızca şehitler verdik. Fakat yezitler yeniden çoğaldı ya Zeynep. Zalimler, üzerimize doğan İslâm güneşinin önüne geçmekteler. İnsanları, doğru yol olan, hak yol olan İslâm yolundan ayırıp, karanlığa yanlış yola saptırtmaktadırlar. Dünyanın herhangi bir yerinde birileri, hala İslâm için savaşmakta ve şehit olmaktadır. Anneler ve babalar hala şehit vermektedirler. Zalimler, senin bıraktığın İslâm yoluna, dikenler döküp Müslümanlara acı çektirmektedirler. Bazı Zeynepler var ki hala acı çekmekteler. Nasıl ki sizlerin o mukaddes örtülerinizi hedef alıp, yakıp, yıkmış iseler yezitler, şimdi ise senin yolunda gitmek isteyen birçok Zeynep'in örtüsü hedef alınıyor. İslâm'ın gerektirdiği şekilde örtünmek, davranmak hor görülüyor, yasaklanıyor.

Gerçek Müslümanlar, Allah'ın dini olan İslâm, yarınlara doğru ve eksiksiz bir şekilde ulaşsın diye İslâm bayrağını hiçbir zaman sönmemekçesine eziyetler çekerek dalgalandırıyorlar Yeryüzünde Müslüman tek bir kişi kalsa dahi kıyamete dek dalgalanmaya da devam edecek. Buyrulduğu gibi "Bu din kıyamete kadar baki kalacaktır ve hiç şüphesiz Kuryeş'ten 12 Halife hüküm sürecektir." (Sahihi Müslim c.6 s.4). Bırakmış olduğun İslâm yolunda, Abbas bayrağını alıp, şahlanmış at misali ilerleyen milyonlarca Zeynepler var şimdi. Yalnızca Zeynepler değil Mehdiler de var. Mehdi (a.f)'ın yolunu gözleyenler ve Mehdi (a.f.) askeri olmaya can atanlar da var. Muhtar, Hz. Hüseyin (a.s.)'ın intikamını nasıl aldıysa, hiç şüphe yok ki Mehdi (a.f.) da bir gün gelecek, zalimlerden intikamımızı alacaktır. İslâm güneşi tüm Müslümanların üzerine yeniden doğacaktır. Allah Onun zuhurunu acil etsin. Âmin. Allah'ın sonsuz rahmet ve selamı, sen yüce kadına olsun ya Zeynep.

Google+ WhatsApp