İmam'ı Kısaca Tanıyalım

İMAMI KISACA TANIYALIM
İmam Zeynelâbidin; İmam Ali oğlu İmam Hüseyin (a.s)’ın üçüncü hak imamın oğludur. Annesi; “Şehri­ba­nu”­dur.([1]) En çok bilinen lakabı: “Zeynelâbidin” (Abitlerin ziyneti) ve “Seccad” (çok fazla secde eden)dır.
İmam Zeynelâbidin (a.s), hicri otuz sekizinci yılda dünyaya gözlerini açtı.([2]) Çocukluk dönemini Medine’de geçirdi. Dedesi Emire’l-Müminin İmam Ali (a.s)’ın hilafet döneminin yaklaşık iki yılını derketti. Sadece altı ay halife olan amcası İmam Hasan (a.s)’ın on yıllık imamet dönemini gördü. Hicri 50.yılda amcasının şehit olmasından sonra, Muâviye tam gücünün doruğunda iken, Muâviye’ye karşı mücadeleyle geçen on yıllık imamet döneminde babası İmam Hüseyin (a.s)’ın yanında yer aldı.
61. Hicri yılı Muharrem ayında babası İmam Hüseyin (a.s)’ın şehit edilişi sırasında Kerbela’da bulunmuş ve Kerbela faciasından sonra imam olarak Ehl-i Beyt’in diğer efradı ile birlikte esir edilerek önce Kufe’ye oradan da Şam’a götürülmüştür. Bu yolculuk esnasında esirlerin sığınağı olarak onca acılara, musibitlere göğüs germiştir. Yine bu yolculuk esnasında da ateşli konuşmalarıyla Yezit hükümetinin bütün pisliklerini ortaya koymuş, Şam’dan döndükten sonra ise Medine’de ikâmet etmiştir. 94. veya 95. hicri yılında şehit olmuş, ünlü “Bakî” kabristanında amcası İmam Hasan (a.s)’ın yanına defnedilmiştir.
İmam Zeynelâbidin (a.s), aşağıdaki halifeler döneminde imamet görevini ifa etmiştir:
1- Muâviye oğlu Yezit (61-64 H.)
2- Zübeyr oğlu Abdullah (61-73 H.)([3])
3- Yezit oğlu Muâviye (64 yılında birkaç ay)
4- Mervan b. Hekem (65 yılında dokuz ay)
5- Mervan oğlu Abdülmelik (65-86)
6- Abdülmelik oğlu Velid (86-96)
Maalesef; İmam Zeynelâbidin (a.s), bilgisiz birçoklarınca hasta imam olarak anılmaktadır. Böyle anılınca da onların kafasında; hasta, güçsüz, solgun, rengi sararmış, ruhsal açıdan yıpranmış bir görünüm oluşmaktadır. Oysa gerçek böyle değildir. Çünkü İmam Zeynelâbidin (a.s) sadece Kerbela’da kısa bir süre hastaydı, ondan sonra iyileşti, sağlığına kavuştu ve yaklaşık otuz beş yıl süreyle de diğer imamlar gibi sağlığı yerindeydi.
Kuşkusuz ki İmam hazretlerinin o kısa dönemde hasta oluşu ilahi bir lütuftu. Böylece cihat vazifesinden mâzur olsun([4]), mukaddes vücudu Yezit uşaklarının öldürme tehlikesinden korunsun ve imamet silsilesi devam etsin diye. Hasta olmasaydı Yezitçilerle cihat etmesi gerekirdi. Bu durumda da babasının diğer evlatları ve arkadaşları gibi şehit olurdu ve hidayet nuru sönmüş olurdu.
“Sebt b. el-Cavzi”: Hüseyin oğlu Ali hasta olduğu için öldürülmedi, diye yazıyor.([5])
“Muhammed b. Sâd” da şöyle yazıyor: O gün (Aşûra günü) Hüseyin oğlu Ali (İmam Zeynelâbidin) de babası ile birlikteydi yirmi üç veya yirmi dört yaşındaydı, onun sakalı çıkmamış küçük yaşta olduğunu söyleyenler, yanılıyorlar. O gün hastaydı ve bu nedenle savaşa katılmadı.([6])
“Şeyh Müfid”,Yezit askerlerinden “Hamid b. Müslim”den şöyle naklediyor: (Aşûra günü) Hüseyin oğlu Ali’nin çadırına vardığımızda o ağır hasta olarak yatakta yatıyordu. Şimir, piyade birliğinden bir grupla çıkageldi ona, Bu hastayı öldürmeyecek misin dediler. Ben; Sübhanellah! Çocukları da mı öldürürsünüz o bir çocuktur ve hastalık zaten onun işini bitirecektir, dedim, o kadar konuştum ki onları öldürmelerine engel oldum. Bu sırada “Ömer b. Sâd” geldi. Kadınlar üzerine haykırıp ağlıyorlardı. Ömer adamlarına; Hiç kimse bu kadınların çadırına girmesin ve bu gence dokunmayın, dedi.([7])
“İbni Sâd”, kitabının başka bir yerinde de şöyle yazıyor: Ali oğlu Hüseyin öldürüldükten sonra, Şimir, Hüseyin oğlu Ali’ye yöneldi, o hastaydı ve yatakta yatıyordu. Şimir; onu öldürün dedi. Yanındakilerden birisi; Süpha­nel­lah, o hasta bir gençtir ve savaşa da katılmamıştır, onu neden öldürelim? dedi. Bu sırada “Ömer b. Sâd” geldi ve; Bu kadınlara ve bu hastaya dokunmayın, dedi.([8])
Anlaşıldığı üzere; İmam Zeynelâbidin (a.s)’ın hastalığı ilahi bir maslahat idi ki; hazretlerinin sağ kalmasına neden oldu. Bu hiçbir şekilde düşman karşısında ruhsal açıdan zayıf oluşu veya aciz oluşu demek değildir. İmam, esirliğin o çetin ve ağır şartlarında sadece esirlerin sığınağı ve teselli kaynağı olmakla kalmıyor, düşmana cesaretle ve şecaatle karşılık veriyordu. Kufe ve Şam’da yaptığı coşkulu konuşmalar, tartışmalar bunun kanıtıdır. Nitekim, esirler Kufe’ye getirilip sarayda “Ziyad oğlunun karşısına geçirilince İmam (a.s)’ın sert konuşması Ziyad oğlunu kızdırmış ve İmamın öldürülmesini emretmişti. İmam yine de çekinmeden şöyle buyurmuştur:
“Beni ölümle mi tehdit ediyorsun? Bilmiyor musun ki öldürülmek bizim için doğaldır, şehit olmak bizim için saygınlık ve fazilettir.”([9])
Yukarıda da değindiğimiz gibi İmam Zeynelâbidin (a.s), Kerbela’da bulunuyordu ve babası şehit edildikten sonra da Hüseyin ailesinin başında hazretlerinin kanlı şahadetinin mesajını iletmek görevini üstlendi. Götürüldükleri her yerde yaptığı konuşmalar ve tartışmalarla, Emevi devletinin çirkin yüzünü ortaya koyarak kamuoyunu uyandırmaya, bilinçlendirmeye çaba gösterdi.
İslam Peygamber’i (s.a.a)’in vefatından sonra İmametin dört dönemine göre; (Daha önce Emire’l-Müminin (a.s) hayatı bölümünde zikretmiştik) İmam Zeynelâbidin (a.s)’ın hayatı dördüncü dönemde yer almaktadır.
Yani;
* Silahlı bir hareketin başarıya ulaşacağına ümit olmadığı dönem.
* Peygamber ailesi tarafından İslam hükümeti kurulması ümidiyle uzun süreli çalışma dönemi,
* Bu amaca ulaşabilmek için uygun insani eğitim ve kültürel çalışmalarla zemine oluşturmak.
* Asil İslami düşünceyi ortaya koyarak, bidat ve tahrifleri belirleyip halka anlatmak.
Bilinmelidir ki; Aşûra faciası (kısa süreli olarak) Şii hareketine ezici bir darbe indirmişti. Bu haberin tüm İslam ülkesinde özellikle Irak ve Hicaz’da yayılması üzerine Şii kitlelerini şiddetli bir korku ve vahşet sarmıştı. Çünkü; Yezit’in Peygamber Ehl-i Beyti’ni öldürüp çocuklarını ve kadınlarını esir almak pahasına bile olsa hükümetini sağlamlaştırma yolunda kararlı olduğu ve bunun için her türlü cinayeti işlemekten çekinmeyeceği kesinlik kazanmıştı.([10])
Kufe ve Medine’de etkileri ortaya çıkan bu korku ve tedirginlik; “Hirre faciası”nın vukubulması ve (63 hicri yılında) Medine halk hareketinin Yezit birliklerince acımasızca ve şiddetle bastırılmasıyla daha da artmıştı. Peygamber Ehl-i Beyti’nin nüfuz alanında özellikle Hicaz’da Medine’de ve Irak’ta Kufe’de yoğun bir baskı uygulanıyordu. Dolayısıyla Şiiler ve Ehl-i Beyt dostlarının -ki Emevilerin düşmanları sayılmaktaydılar- gevşeyip tembelleşmelerine, oluşumlarının dağılmasına sebep olmuştu. İmam Zeynelâbidin (a.s) bu acı duruma değinerek şöyle buyuruyor:
“Mekke ve Medine’nin tamamında bizi gerçekten seven yirmi kişi bulunmaz.”([11])
Ünlü tarihçi “Mesûdi” diyor ki:
“Hüseyin oğlu Ali (İmam Zeynelâbidin (a.s)), imameti gizlice, aşırı bir takiyye içinde ve çok çetin bir zamanda üstlendi."([12])
İmam Cafer Sadık (a.s), bu acı ve üzücü durumu açıklarken şöyle buyuruyor:
“Ali oğlu İmam Hüseyin (a.s) şehit edildikten sonra insanlar Peygamber ailesi (Ehl-i Beyt) etrafından çekildiler, üç kişi hariç: “Ebu Hadid Kabeli”, “Yahya b. Ümmü’t-Tevil ve Cübeyr b. Mut’im”([13]). Daha sonra, bazı kişilerin katılımıyla sayıları çoğalmıştır. “Yahya b. Ümmü’t-Tevil” Medine, Peygamberin camisine gidiyor oradakilere: “Biz bize karşıyız, sizin (yolunuzu) inkar ediyoruz, bizimle sizin aranızda açık ve daimi bir düşmanlık öfke ve kin var” diyordu...”([14])
Söylemeye bile gerek yok ki, o zamanki şartlarda, sadece “Yahya b. Ümmü’t-Tevîl” gibi çok az sayıda kişi her türlü tehlikeli sonucu, göze alarak canları pahasına böyle açık ve net tavır takınıyorlardı. Bu nedenle “Haccac b. Yusuf”, Yahya’nın, Emire’l-Müminin Ali (a.s)’ın dostu izleyicisidir, suçlamasıyla kollarını ve ayaklarını kestirip şehit ettirdi.([15])
Hicri üçüncü asrın en ünlü Şia alimlerinden ve İmam Muhammed Taki; İmam Ali Naki ve İmam Hasan Askeri’nin talebesi olan Fazl b. Şazan diyor ki:
“İmam Zeynelâbidin (a.s)’ın İmametinin başlangıcında sadece beş kişi gerçek takipçisi (Şiası) idi: “Saîd b. Cübeyr, Saîd b. Müseyyib, Muhammed b. Cübeyr b. Müt’im, Yahya b. Ümmü’t-Tevîl ve Ebu Halid Kabulî”.([16])


([1])   -Usul-i Kafi, Muhammed b. Yâkub Küleyni, C.1 S.467.
      - el-İrşad, Şeyh Müfid, Orijinal metin; S.253, Türkçe Tercümesi Davut Duman, 1. Baskı, İstanbul S.301.
      - İ’lamü’l-Vera bi-l’lami’l-Hüda, Fazl b. Hasan Tabersi, S.256.
      - Tarih-i Kum, Hasan b. Ali b. Hasan Kummi, S.196.
      - Keşfü’l-Ğumme fî mârifetü’l-Eimme, Ali b. İsa Erbili, C.2, S.286.
      Tarih kitaplarında İmam Zeynelâbidin (a.s)’ın annesinin adı: Şah Zenan, Cihan Şah, Şehnaz, Cihan Bunuye, Şehbanuye ve Hule diye de zikredilmiştir.
([2])   Şeyh Müfid, aynı kitap orijinali S.253, Türkçesi, S.301.
      - Tacü’l-Mevalid, Allame Tebersi, S.112.
      - Mesarrü’ş-Şia, Şeyh Müfid, S.67.
      - Delailü’l-İmame, M. b. Carir Taberi, S.80.
      - Usul-i Kafi, Küleyni, C.1, S.466.
      - Tezkiretü’l-Havass, Sebt b. El-Cavzi, S.324.
      - İsbatü’l-Vesiyye, Mesûdi, S.167.
      - Ravzetü’l-Vâizîn, Fettal Nişaburi, Beyrut Baskısı, S.222.
      - Fazl b. Hasan Tabersi, Aynı Kitap, S.256.
      - Tarihü’l-Eimme, İbni ebi Selec el-Bağdadi, S.9.
      Bazı tarihçiler İmam Zeynelâbidin (a.s)’ın doğum tarihini Hicri 36 veya 37 diye yazmışlardır.
([3])   Zübeyr oğlu Abdullah Yezit’e biat etmeyen sayılı kişilerden biriydi. Bu nedenle Muâviye’nin ölümünden sonra, İmam Hüseyin (a.s)’ın Mekke’ye hareketinden kısa süre önce Mekke’ye kaçıp siyasi faaliyetlerini başlattı. İmam Hüseyin (a.s)’ın şahadetinden sonra Hicaz’da artık takibi bulunmadığı için başına taraftarlarını toplayarak Halife olduğunu ilan etti. Yezit ömrünün sonuna kadar onu yenemedi. Abdullah 73. Hicri yılına kadar halifeliğini; Hicaz, Irak, Mısır ve doğu bölgesinin bir bölümünde sürdürdü. Demek ki 61-73’e kadar İslam topraklarında iki halife hüküm sürmüştür. 73 yılında Abdülmelik b. Mervan tarafından yenilerek öldürülmüştür.
([4])   - Mesûdi, aynı kitap, S.167
      - Tezkiretü’l-Havass, Sebt b. El-Cavzi, Necef Baskısı, S.324.
([5])   Şezeratü’z-Zelneb fî Ahbarimin Zeheb, İbni’l-Îmad el-Hanbeli Beyrut Baskısı, C.1, S.105.
([6])   - Tabakatü’l-Kübra, S.221.
      - el-Bidayeti ve’n-Nihayet, İbni Kesir, Beyrut 2. Baskısı, 1977, C.9, S.104.
([7])   el-İrşad, orijinal metni S.242, Türkçesi, S.286.
([8])   Tabakatü’l-Kübra, S.212.
([9])   Maktelü’l-Hüseyin, Ahteb Harezmi, S.43.
([10]) Kadın ve çocukların esir edilerek şehitlerin kesik başlarıyla birlikte şehirlerin dolaştırılmasında esas amaç düşmana göz dağı verip korku ve vahşet yaratmaktı.
([11]) - Beharü’l-Envar, Allame Meclisi, C.46, S.143.
      - Şerhi Nehcü’l-Belağa, İbni ebi’l-Hadid, C.4, S.104 (20 Ciltlik)
([12]) İsbatü’l-Vesiyye, Mesûdi, 4.Baskı, Necef, S.167.
([13]) Bazı kayıtlarda “Hakim b. Cübeyr b. Mut’im” bazılarında ise “Muhammed b. Cübeyr b. Mut’im” diye geçmektedir.
()[14] - el-İhtisas, Şeyh Müfid, S.64.
      - Beharü’l-Envar, Allame Meclisi, 2. Baskı, Tahran, C.46, S.144.
      - İhtiyar-i Mârifetü’r-Rical, Şeyh Tusi, Meşhed Ün. Bas. S.123.
      Yahya sadece Hicaz’da değil Irak (Kufe)’ta da bu tür beyanatta bulunuyor, Mervancılardan, Ali (a.s)’a açıkça lanet edenlerden nefret ediyor ve Şiilere Ali düşmanlarından uzak durmalarını tavsiye ediyordu: Usul-i Kafi, Küleyne, C.2, S.379, 16. Hic.
([15]) İhtiyar-i Mârifetü’r-Rical, Şeyh Tusi, S.123.
([16]) Şeyh Tusi, aynı kitap, S.115.

Google+ WhatsApp