Doğumu ve Çocukluğu

Doğumu ve Çocukluğu

EMİRE’L-MÜMİNİN ALİ (A)IN HAYATINA KISA BİR BAKIŞ
Hz. ali (A) 30. ammu’l-Fil yılı Recep ayının 13’nde Kâbe’de dünyaya geldi. Annesi Esed kızı Fatıma ve babası Ebu Talib’dir. Hicri 40 yılı, ramazan ayının 21 de Kufe şehrinde şahadet mertebesine erdi. Mübarek türbesi (Irak) Necef-i Eşref kentinde bulunmaktadır.
HZ. ALİ (A) IN YAŞAMINDAN KESİTLER
Müminlerin Emiri (A)ın İslam peygamberi (SAV)’­in bi’setinden (Peygamber oluşundan) on yıl önce dünyaya gözlerini açtığı, İslam tarihi oluşurken bütün gelişmelerde Efendimiz Resulullah’ın yanında olduğu ve hazretlerinin vefatından sonra otuz yıl yaşadığı dikkate alındığında 63 yıllık ömrünü beş bölüme ayırabiliriz.
1- Doğumdan Peygamber’in bi’setine kadar
2- Bi’setten Peygamber’in Medine’ye hicret edişine kadar.
3- Peygamber’in vefatından kendi hilafetinin başlangıcına kadar.
4- İmam Hazretlerinin halifelik dönemi
DOĞUMDAN İSLAM PEYGAMBERİNİN Bİ’SE­TİNE KADAR
Yukarıda da değindiğimiz gibi eğer imam Ali (A) ın yaşamını beş bölüme ayıracak olursak, ilk bölümünü, Peygamber’in bi’setinden önceki yaşamı oluşturmaktadır. İmam’ın bu bölümdeki yaşam süresi on yılı geçmektedir. Çünkü Ali (A) dünyaya gözlerini açtığı zaman peygamber efendimiz daha otuz yaşında idi. Ve peygamberimiz kırk yaşında peygamberlikle görevlendirildiğine göre; Ali Peygamber’in bi’seti sırasında on yaşın üstünde değildi.
PEYGAMBERİN KUCAĞINDA
Hz. Ali (A) ruhsal ve kişilik yapısının olgunlaştığı ve her türlü terbiyeye yatkın olduğu bu hassas dönemi Hz. Muhammed (SAV) ın evinde ve onun eğitimi altında geçirdi. İslam tarihçileri bu konuda şöyle yazmaktadırlar:
Bir zaman Mekke’de büyük bir kuraklık (kıtlık) baş gösterdi. O sırada peygamberin amcası Ebu Talib kalabalık bir ailenin geçimini sağlaması gerektiğinden, masrafların ağır yükü altında ezilmekteydi. Resul-i Ekrem (SAV) Haşimoğullarının en zenginlerinden olan diğer amcası Abbas’a, her birimiz Ebu Talip oğullarından birini evimize götürüp bakımını üstlenelim ki Ebu Talib’in aile yükü azalmış olsun, önerisinde bulundu. Abbas refakat edince birlikte Ebu Talib’in yanın gidip konuyu kendisine açtılar. Bu öneriyi Ebu Talib’de kabul etti. Sonuçta; Abbas “Câfer’i ve Hz. Muhammed (AV) de Ali’yi alıp evlerine götürdüler. Böylece Hz. Ali (A) efendimizin evinde (hayatının ilk yıllarını) aşarken Allah, habibini peygamberlikle görevlendirdi. Hz. Ali (A) ise onu hemen tasdik edip kendisini izlemeye koyuldu.(1)
İslam Peygamberi (SAV) Ali (A)’ı himayesine aldıktan sonra: işte ben Hz. Muhammed (SAV) Allah’ın benim için seçtiğini seçtim, buyurdu.(2)
Abdü’l-Muttalib’in vefatından sonra çocukluk dönemini amcası Ebu Talib’in evinde geçirip onun kefaleti altında büyüdüğünden, onun evlatlarından birini yetiştirmek suretiyle amcasının ve onun karısı Esed kızı Fatıma’nın zahmetini telafi etmek istiyordu. Dolayısıyla Ebu Talip oğulları içinde Ali (A)’i himayesine almak istemişti.
Ali (A) kendi halifeliği döneminde, “Kasıâ” hutbesinde iken eğitim dönemine değinerek şöyle buyuruyor:
“Siz (peygamberin son sahabeleri) benim Resu­lullah’a olan yakın akrabalığımı ve hazretleri nezdinde olan özel mevkimi bilmektesiniz ve biliyorsunuz ki; ben henüz bir çocukken o beni kucaklayıp göğsüne bastırıyor ve beni yatağında yatırıyordu; öyle ki, ben onun vücuduna dokunuyor, hoş kokusunu duyuyordum. O yemeği elleriyle benim ağzıma koyuyordu.
Ben, annesinin peşinden giden çocuk gibi her yere onunla birlikte yürüyordum. Her gün, üstün faziletli ahlaklarından birini bana öğretiyordu. Ve bana: “Onu izlememi emrediyordu.”([1])
ALİ (A) HİRA MAĞARASINDA
Hz muhammed (SAV) meb’us olmadan (pey­gamberlikle görevlendirilmeden) önce her yıl bir ay boyunca Hira([2]) mağarasında ibadet ediyordu. Bu süre içinde yanına bir yoksul uğraşa (efendimiz) gelir ve kendisine yemek verirdi. Evine gitmek istediği zaman ise önce Mescidü’l-Harama gidip yedi kere veya Allah ne kadar istese Allah’ın evini tavaf ediyor sonra evine dönüyordu.([3])
Karineler (işaretler, kanıtlar) gösteriyor ki, Hz. Muhammed (SAV) Hz. Ali (A)’a duyduğu aşarı inayetten dolayı (Hira mağarasında bulunduğu zamanlarda) bir ay içinde onu da kendisi ile birlikte Hira’ya götürüyordu.
Vahiy meleği ilk defa o mağarada efendimiz hazretlerine nazil olup onu peygamberlik makamı ile şereflendirdiği zaman, Ali (a) da hazretlerinin yanında bulunuyordu. Ve o gün Hz. Muhammed (SAV)’ın Hira da­ğında ibadetle iştigal ettiği ayın bir günü idi.
Ali (A) Kasiâ hutbesinde bu konuda şöyle buyuruyor:
“Peygamber her yıl Hira dağında ibadete koyuluyor ve onu benden başka kimse görmüyordu... Hazretlerine vahiy indiği zaman şeytanın feryat sesini duydum, Allah’ın Resulü’ne, bu feryadın ne olduğunun sordum; Bu şeytanın feryadıdır, sebebi ise dünya yüzünde itaat edilmekten ümidini kesmesidir, Benim duyduğum sesi sen de duyuyorsun, benim gördüğümü sen de görüyorsun ama ne var ki sen peygamber değilsin, (benim) hayır ve iyilik üzere vezirimsin, buyurdu”([4])
Gerçi bu sözler, Peygamberin Risalet görevini almasından sonra Hira’da ibadet ettiği dönemle ilgili gibi gözükse de öncesi karineler ve peygamber genellikle Risalet görevinden önce Hira’da ibadet etmesinden, bu sözlerin İslam peygamberinin risaletinden önceki döneme ait olduğu anlaşılmaktadır. Her halükarda, Ali (A)ın ruh temizliği ve peygamber (SAV) in (kucağında) aldığı eğitim; çocukluğundan beri hassas bir kalp, etkili bir yüz ve duyarlı bir kulak ile normal insanların göremeyeceği şeyleri görmesine ve duyamayacağı sesleri duymasına sebep olmuştur.
Mûtezili İbni Ebi’l-Hadid Nehcü’l-Belağa şerhinde şöyle yazıyor:
“Sahih kitaplarında (kütübi sittede) rivayet edilmektedir ki; Cebrail ilk defa peygambere nazil olup onu peygamberlik makamı ile şereflendirdiği zaman Ali (A) da İslâm peygamberinin yanında idi.”([5])
İmam Cafer Sadık (A) ın şöle buyurduğu rivayet edilmiştir:
“Hz. Ali (A) İslam peygamberinin risaletinden önce hazretlerinin yanında Nübüvvet nurunu görmekte ve meleğin sesini duymaktaydı. İslâm peygamberi (SAV) kendisine: “Eğer ben peygamberlerin sonuncusu olmasaydım, sen peygamberlik makamına layıktın. Ama sen benim varisimsin, velilerin efendisi, ve takvalıların liderisin” buyurmuştur”([6])


(1) Bakınız:
     -İbni Esir, El-Kamilü Fi't-Tarih, Beyrut, Dar-ı Sadır, 1399 H. C2, S58
     -İbni Hişam, Abtülmelik, Es-Siyretü'n-Nebeviyye, Kahire, 1355 H. C1, s262
     -Taberi Muhammed b. Carir, Tarihü'l-Ümemi ve'l-Müluk, Beyrut Darü'l-Kamus-ül-Hadis C2, s 213
     -İbni Ebi'l-Hadid, Şerh-i Nehcü'l-Belağa 1. Baskı, Kahire, 1378 H. C 13, S 119
(2) Ebu'l Ferez İsfehani, Makatilu't-Taliyn, Necef-i Esref baskısı, Menşurati'l-Mektebeti'l-Hayderiyye S. 15
([1]) Nehcü'l-Beleğa, Subhi Salih, 192. Hutbe.
([2]) Hira Mekke kuzeyinde bir dağdır. Hira mağarası da bu dağda bulunmaktadır.
([3]) İbni Hişam es-Siretü'n-Nebeviyye, Kahire baskısı 1355 H. 31. S 252.
([4]) Nehcü'l-Belağa, Subhi Salih, 192 Hutbe
([5]) İbni Ebi'l- Hadid, Şerh-i Nehcü'l-Belağa, Kahire, 1. baskı 1378 H. C. 13, S. 208
([6]) Ahteb Hazarezm, el-Menakib, Necef, el-Matbaatü'l-Heydeyye 1385 H. S.18

Google+ WhatsApp