Abdulmelik Oğlu Velid

Abdülmelik’in ölümünden sonra, oğlu Velid oturdu halifelik makamına. Bazı tarihçiler, Velid’den övgüyle bahsedip onu, babası Abdülmelik, dedesi “Mervan” ve diğer bir çok Emevi halifesine tercih etmişlerdir. Çünkü; “Ömer b. Abdülaziz” dışında Emevi halifelerinden hiç birisi onun kadar yararlı ve kamuya hizmet veren hayırlı işler yapmamıştır. Velid halifeliği döneminde, cami yapımına, tamirine ve genişletilmesine, mukaddes mekanlar inşa etmeye özen gösteriyor ve valilerini kaymakamlarını bu işleri yapmaya teşvik ediyordu.
Tarihçiler derler ki:
Büyük Şam camisini Velid yaptırdı. Peygamber camisini ve Mescid-i Aksa’yı genişletti. Onun emriyle namaz kılmak için herhangi bir yer bulunmayan bir şehre cami yapıldı. İslam ülkesi sınırlarında savunma amaçlı karakollar, kaleler yaptırdı. Çeşitli ulaşım yolları açtı. Birçok noktada kuyular açtırdı. Okullar, hastaneler inşa etti. Gelişi güzel sadaka ve yardım etme yönetimine son vererek yatalak hastalara, mağdurlara ve muhtaçlara Beytülmal’dan düzenli aylık bağlattı.
Körler için, eli ayağı tutmayanlar için, cüzzamlılar için özel barınaklar yaptırdı. Onlarla ilgilenmeleri için, istirahathaneleri temin etmeleri için doktorlar, bakıcılar görevlendirdi. Öksüz ve kimsesiz çocukların eğitimi ve yetiştirilmesi için yuvalar vücuda getirdi. Çoğu zaman çarşı pazarı bizzat dolaşarak fiyatları kontrol ediyordu.([1])
 Velid’in yöneticilik hayatında aydınlık noktalar bulunmakla birlikte, bir çok zaafiyetleri, kara noktaları ve açık sapmalarını, yöneticilik yasasını incelerken görme­mez­likten gelemeyiz. Tarihçilerin belirttiğine göre Velid, aynı zamanda; zalim ve gaddar bir insandı. Babası anası onu heveslerine düşkün ve kayıtsız, laubali bir çocuk olarak büyüttükleri için yönetici bir insanın sahip olması gereken terbiye ve edepten yoksundu.([2])
O, Arap edebiyatı ve dil bilgisini pek bilmezdi. Ömrünün sonuna kadar da Arap dili kurallarını doğru düzgün kullanamadı. Konuşmalarında dil bilimi açısından önemli yanlışlıklar yapıyordu.
Bir gün babasının meclisinde bir Arapla konuşurken çok sıradan bir cümleyi yanlış telaffuz etti. Babası, kendisini kınayıp: “Arap dilini iyi bilmeyen bir kimse onları yönetemez” diyerek çıkıştı. Velid bunun üzerine bir grup dil bilimcileriyle kendini, odasına kapattı ve altı ay süreyle dil bilgisini öğrenmeye çalıştı, ama bu süre sonunda öncekinden daha bilgisiz olarak dışarı çıktı.([3])
Belki de onun sanat ve bilimin yayılmasına bu kadar önem vermesinin sebebi kendisinin ilimden mahrum olmasıydı. Belki de bu şekilde bu zafiyeti örtbas etmeye çalışıyordu.
Velid, cani ve pasif kişileri emir, vali ve hakim olarak müslümanlara musallat etmiş, onlar da halkın dünyasını karartmışlardı. Bunlardan birisi de “Haccac b. Yusuf” idi ki , Abdülmelik’in ölümünden sonra görevden almamıştı.
O zaman Şam Velid’in kendi kontrolünde idi. Irak’ta “Haccac”, Hicaz’da “Osman b. Habbare”, Mısır’ da “Kurrat b. Şerik” hüküm sürmekteydi ve her birisi de zalimlikle ün kazanmışlardı. (Velid’in kardeşi oğlu ) “Ömer b. Abdülaziz”ki bir ölçüde adalet ve insaf yanlısıydı, bu birkaç kişinin yönetimine değinerek diyordu ki:
“Yeryüzü zulüm ve haksızlıkla dolmuştur. Allah’ım insanları bu durumdan kurtar.”([4])
Herhalde; yöneticilerin bu zalimliği ve Müslümanlar’ın sığınaksız, mazlum oluşlarına binaen İmam Zeynelâbidin (a.s) bir buyruğunda o zamanın insanlarını altı kısma ayırmıştır. Yöneticileri aslanlara ve müslümanları koyunlara benzetmişlerdir ki aslan, kurt, tilki, köpek ve domuz arasında sıkışıp kalmışlar ve etleri, kemikleri aslan tarafından didilmektedir.([5])
İmam Zeynelâbidin (a.s) dönemindeki siyasi ortam bir nebze aydınlandığına göre, hazretlerinin neden kıyam etmediği daha iyi anlaşılmaktadır. Çünkü toplumda hakim olan onca baskı, korku ve zalim Emevi yöneticilerinin sıkı kontrolleri altında her türlü hareket ve silahlı bir girişim daha başlamadan yenilmeye mahkumdu. En küçük bir kıpırdanış bile Emevi casuslarının gözünden kaçmıyordu. Nitekim bir keresinde, Abdülmelik’in Medine’deki casusları kendisine: Hüseyin oğlu Ali’nin cariyesini azat ettikten sonra onunla evlendiğini bildirdiler. Halife, İmama yazdığı mektupta; bu işin kendisi ( İmam) için bir eksiklik olduğunu telakki ederek şanına uygun bir Kureyşli ile evlenmemesine, tepki gösterdi!
İmam cevaben Abdülmelik’e şöyle yazdı: Peygamberden daha büyük ve ulu kimse yoktu. O, kölesinin boşanmış karısıyla evlendi. Allah her alçaklığı İslam ile yüceltti. Her noksanlığı onunla mükemmel kıldı. Her rezilliği onunla saygın kıldı. O halde; hiç bir Müslüman alçak değildir. Cahiliyet alçaklığından başka alçaklık yoktur.([6])
Abdülmelik bu davranışı ile İmam (a.s)’yı; bütün işlerini, içişlerini ve hatta şahsi işlerini bile kontrol ettiği yolunda uyarmak istiyordu hatta bu şartlar dahilinde devrimci bir hareket mümkün olabilir miydi? İmam Zeynelâbidin (a.s) bu acı durumu bir duasında Allah’ın huzuruna şöyle arzetmektedir:
“...Nice düşmanlar, düşmanlık kılıcını üzerime çekmiş, bana karşı bıçağının ağzını bilemiş, keskin tarafı benim için inceltmiş, öldürücü zehirlerini benim için hazırlamış, hedeften sapmayan oklarını bana doğru yöneltmiş, gözünü benden ayırmayarak bana bir kötülük dokundurmak ve acısını tattırmak için fırsat kollamıştır. Ama sen, benim bunlara dayanamayacağımı, benimle savaşmaya niyetlenenlerle baş edemeyeceğimi, bana kötülük etmek isteyenlerin çokluğu karşısındaki yalnızlığımı, aklım ermediği yerlerde bana pusu kurduklarını görünce, ey Allah’ım, bana yardım etmeye başlamış; gücünle beni desteklemiş, düşmanımın keskin kılıcını köreltmiş; kalabalık bir topluluğu varken onu yalnız bırakmış; beni ona üst etmiş ve beni hedef alan oklarını kendisine çevirmiş; böylece, öfkesi yatışmamış, kini dinmemiş ve neye uğradığının şaşkınlığı içinde parmaklarını ısırarak geriye dönünce de ordusunu arkasında bulamamış bir halde onu benden defetmişsin.”([7])
Bu incelemelerden sonra şu sonuca varıyoruz ki;
“İmam Zeynelâbidin (a.s), Aşura faciasından sonra çok çetin bir yol ayrımında karar kılmıştı: Ya kendisine inanlar arasında heyecan yaratarak ve duygularını karartarak -ki İmam gibi birisine bunu yapmak pek kolaydı- hızlı ve ani bir harekete girişmeliydi, muhalefet bayrağı çekerek çoşkulu bir olay yaratmalıydı. Ama, direniş ve köklü bir girişim için gerekli şartlar oluşmadığından bir alev gibi sönecekti ve fikir ve siyaset meydanını Emevilerin istedikleri gibi at koşturmaları için boş bırakacaktı.
Veya yüzeysel duyguları, iyi düşünülmüş, düzenli bir tedbirle kontrol altına almalı ve büyük bir iş için gerekli ön hazırlığı yapmalıydı İslam hayatını yenilemek, islami düzen ve İslami toplumu yeniden yaratmak olan asıl işi başlatmak için doğru öğeler ve yol gösterici düşünceyi temin etmeliydi. İşi aceleye getirip kendisi ve güvenebileceği çok az sayıdaki adamlarının canını tehlikeye atmamalı, meydanı rakibine bırakmamalı, yaşadığı sürece ve Emevilerin tedirgin arayışlarından, takiplerinden gizli kaldığı sürece bu cephede - doğru kişiler yetiştirip, yol gösterici düşünce eğitim cephesinde- amansız ama gizli mücadeleye girişmeliydi. Ve bu yolu sürdürmesini, - ki amaca daha yakın olduğu kuşkusuzdu- kendisinden sonraki İmama teslim etmeliydi...
Şüphe yok ki birinci yol fedakarların yoludur. Ama yaptığının meydana getireceği etki ışınları sadece sınırlı bir zaman dilimini değil bütün bir tarih ömrünü kapsayacak olan bir liderin sadece fedakar olması yeterli değildir. Onunla birlikte, derin ve uzak görüşlü, sabırlı ve koyu tedbirli de olmalıdır. İşte İmam Zeynelâbidin (a.s) için ikinci yolu kesin ve kat’i kılan bu şartların tamamıdır.”([8])


([1])   - Muhtasar-ı Tarihü’l-Arab, Seyyid Emir Ali, Beyrut 2. Baskısı, 1967, S.123.
      - Tarih-i Yâkubi, İbni Vazih, C.3, S.36-İbni Taktaka, aynı kitap, S.127, el-Kamil-ü fî’t-Tarih, İbni Esir, C.5, S.9 ve 10 - Suyuti, aynı kitap, S.223 ve 224.
([2])   Suyuti, aynı kitap, S.223.
([3])   - İbni Esir, aynı kitap, C.5, S.11
      - İbni Taktaka, aynı kitap, S.127.
([4])   İbni Esir, aynı kitap, C.5, S.11.
([5])   el-Hısal, Şeyh Sadık, Tahsis ve Talik; Ali Ekber Ğaffari, 6. Bab, S.329.
([6])   - Furu-i Kafi, Küleyni, 2. Baskı, Tahran, C.5, S.344.
      - el-Tabakatü’l-Kübra, C.5, S.214.
      - Beharü’l-Envar, Allame Meclisi; C.46, S.105.
      - Ûyuni’l-Ahbar, İbni Kutaybe Deynuri, C.4, S.8.
([7])   Sahife-i Secadiye, Türkçe Tercümesi Seyyid Seccad Hüseyni, Sakaleyn Yayınevi, İstanbul 1997, S.376, 49. Duâ’dan.
([8])   Pişvay-ı Sadık, Ayetullah S. Ali Hamanei, S.24.

Google+ WhatsApp