Abdulmelik Oğlu Süleyman

Abdülmelik oğlu Süleyman’ın halifelik dönemi kısa sürdü. Sadece üç yıl iktidarda kaldı.([1]) Süleyman hilafetinin ilk günlerinde yumuşama politikası izledi. İktidara gelir gelmez; Irak zindanlarını açarak, Haccac b. Yusuf’un suçsuz yere esaret zincirine vurduğu binlerce mahpusu serbest bıraktı. Haccac’ın maliye memurlarının işine son verdi. Ve onun birçok zalimane planlarını, programlarını feshetti.
Süleyman’ın, Iraklı günahsız mahpusları serbest bırakmaya dair girişimi aceleye getirilmişti. Sonraları bu tavrını değiştirerek kişisel hesapları ve intikam alma duygularının etkisiyle zulüm ve cinayetlere başladı. Kabilevi taassuplar olgusuyla “Muzar” boylarından olanları baskı altına alarak eskiden beri onlarla çekişen Yemenli (Kah­tani) kabileleri destekledi.([2]) Ve ayrıca bazı ileri gelenlerle bazı ordu komutanlarını öldürttü. Endülüs Fatihi iki yiğit kahraman “Musa b. Nuseyr” ve “Tarık b. Ziyad”a sevgi ve saygı göstermeyip işten el çektirdi.([3])
“Tarih-i Siyasi-yi İslam” (Siyasi İslam Tarihi) kitabının yazarı şöyle kaydediyor:
“Süleyman, valileri hakkında özel düşüncelerini uyguladı. Bazılarına özel ilgi gösterirken bazılarını ortadan kaldırmak için plan yapıyordu. Ez cümle Süleyman’ın düşmanlık beslediği valilerden “Hint” valisi “Muhammed b. Kasım”, “Maveraün-nehir” valisi “Kuteybe b. Müslim” ve “Endülüs” valisi “Musa b. Nüseyr”in([4]) isimlerini saymak mümkündür.” Bu düşmanlıklar tamamen, kişisel tavırlar ve kabilevi çekişmelerden kaynaklanmaktaydı. Maalesef bu konuları daha fazla açma imkanımız yoktur.
Abdülmelik oğlu Süleyman, son derece hırslı, obur, eğlence ve süs düşkünü biriydi. Normal birkaç kişi kadar yemek yiyordu! Sofraları daima bol çeşitli ve soyluca idi. Parlak renkli, pahalı, çiçek oymalı elbiseler giyerdi. Bu hususta o kadar aşırı davranıyordu ki, hizmetçileri ve çaycılarının bile normal elbiseyle yanına gelmesine izin vermiyordu. Kendisine hizmet edecekleri zaman cıcıklı, bıcıklı, işlemeli elbiseler giyinmek zorundaydılar! Hilafet sarayının süse düşkünlüğü giderek diğer şehirleri de etkiledi. Bu tür elbiseler giyinmek; Yemen, Kufe ve İskenderiye’de de yaygınlaştı.([5])
“Mervan oğlu Abdülmelik” (Süleyman’ın babası) vasiyetine göre, Süleyman’ın veliahdı kardeşi “Abdül­melik oğlu Yezit” olmasına rağmen, Süleyman hastalanıp da ölümünün yaklaştığını anlayınca bazı nedenlerden dolayı Abdülaziz oğlu Ömer’i yerine tayin etti.
Süleyman’ın ölümünden sonra camide Abdülaziz oğlu Ömer’in halife olduğu ilan edilince halk bu seçimi (memnuniyetle) karşılayıp kendisine biat etti.([6])
Halk kitlelerinin perişan durumu ve Emevi devletine karşı duydukları nefretle karşı karşıya bulunan Abdülaziz oğlu Ömer, işe başlar başlamaz haksızlığa uğramışların, mahrumların gönlünü kazanmaya koyuldu. Çeşitli eyaletlerdeki merkezi hükümetin temsilcilerine ve valilere gönderdiği genelgede şöyle talimat veriyordu:
Bu durum Emevi oğullarına pek ağır geldi. Abdül­aziz oğlu Ömer’e karşı yer yer kıpırdanmalar başladı. Yakınlarından oluşan bir heyet bu konuyla ilgili kendisi ile görüşerek: kabile efradının sana karşı ayaklanıp hükümetini devirmelerinden korkmaz mısın diyerek ikaz ettiler.
Ömer:
“Ben, kıyamet gününün hesabından başka hiç bir şeyden korkmuyorum” diyerek gereken cevabı verdi, kendilerine.([7])
Yukarıda açıkladığımız üzere, Abdülaziz oğlu Ömer hükümeti Peygamberin masum vekillerince (imamlarca) onaylanmadığı için tağutlar sınıfından sayılıyor idiyse de diğer Emevi halifelerine oranla daha adil ve insaflı bir insandı. Her halükarda zalim seleflerinin bir çoğuna ters düşmüştü ve yönetimi az da olsa Müslümanlara hizmet amacını güdüyordu. O’nun İslam’a hatta insanlığa yapmış olduğu; yönetimi ve hayatında özel bir yansıması olan, Emire’l-Müminin Ali (a.s)’a sebbedilmesi (küfredilmesi) bidatını ortadan kaldırmasıdır. Bu girişimi ile 69 yıldır kökleşmiş olan utanç verici bir bidate son vermiş oluyor, insanlık dünyasına hususen Şiilere büyük bir hizmet sunmuş oluyordu.
Bu bidat, Muâviye’den kalan meşhur bir mirastı. Emire’l-Müminin (a.s)’ı şehit edilmesinden sonra durumu tamamen kontrol altına almış olan Muâviye; İmam Ali (a.s) İslam aleminin en nefret edilen insanı durumuna düşürmek için Ali aleyhine bir takım propaganda planları yapmaya karar verdi. Bu amaçla bir taraftan Emire’l-Müminin (a.s)’ın dostlarını şiddetli baskı altına alıyor, kılıç ve mızrak zoruyla Hazretlerinin menakib ve faziletlerinin anlatılmasını önlüyor, onun hakkında bir hadisin, bir olayın bile nakledilmesine izin vermiyordu.
Diğer taraftan Ali (a.s)’ın nurlu çehresinin farklı gösterilmesi, halka kötü tanıtılması için, Emevi teşkilatının otlakçılarını, satılmış muhaddislerini İmam Ali aleyhine hadisler uydurmaya zorluyordu. Bu şekilde bir çok hadis uydurularak halk arasında yayıldı.
Muâviye bununla da yetinmedi; geniş İslam topraklarının her tarafında minberlerde okunan Cuma namazı hutbesine “Ali (a.s)’a küfür ve lanet edilmesini” eklemelerini emretti. Bu meşhur bidat zamanla her tarafta yaygınlaşıp uygulanır oldu. Komuoyunda kötü etkiler bırakarak kökleşti. Öyle ki; çocuklar Ali (a.s)’ın ile kini büyüdü, büyükler ona karşı kötü duygularla dünyadan göçüp gittiler.
Muâviye’den sonra, diğer Emevi halifeleri de bu bidatı sürdürdüler. Birinci asrın sonuna kadar, Abdülaziz oğlu Ömer halife oluncaya kadar bu durum devam etti.([8])


([1])   el-Kamilü fî’t-Tarih, İbni Esir, C.5, S.11 ve 37, Mürucu’z-Zeheb, Mesûdi, C.3, S.173 ve 182.
([2])   Tarih-i Sadri’l-İslam, Ömer Farruh, S.197.
([3])   Muhtasar-ı Tarihi’l-Arab, Seyyid Emir Ali, S.125.
([4])   Tarih-i Siyasi-yi İsla, Dr. Hasan İbrahim Hasan, C.1, S.401.
([5])   Mürucu’z-Zeheb, Mesûdi, C.3, S.175.
([6])   Mürucu’z-Zeheb, Mesûdi, C.5, S.183.
([7])   el-Ahbarü’t-Tunsal, Ebu Hanife Deynuri, S.331.
([8])   Şerh-i Nehcü’l-Belağa, İbni ebi’l-Hadid, C.3, S.57.

Google+ WhatsApp